Şövalye Robson'a veda
Geçtiğimiz günlerde kansere yenik düşerek 76 yaşında aramızdan ayrılan İngiliz futbol efsanesi Bobby Robson, güzel oyunu seven herkesin takdirini kazanmış bir isimdi. Robson'a veda, Ali Murat'ın kaleminden...
04 Ağu 2009 10:45:00
Bazı günler vardır, alınan bir haber insanın yüreğini dağlar, gününü karartır işte 31 Temmuz 2009 da bu satırların yazarının asla unutamayacağı bir gün olacak. Çok yakın bir arkadaşın babasının cenazesiyle geçen günün bir noktasında yine kanserin büyük bir futbol devini alıp götürdüğü haberi, o günün unutulmamasına neden olacak. Zaten aynı illet nedeniyle babasını kaybeden çocuğun, futbolu sevmeye başladığı günlerde gördüğü, televizyonun renklenmesini müteakip al yanaklarına hasta olduğu Sir Bobby Robson’ı bu kadar geç yazması veya yazamaması da yine belki de bundan. Size de yoksa futbol biraz asaletini yitirdi gibi gelmiyor mu?
1933 yılının bir Şubat günü Sacriston’da doğan küçük Bobby’nin kaderi, daha o yaşta çizilmişti. Maden işçisi olan babasının Newcastle United maçlarına taşıdığı çocuk, Len Shackleton ve Charlton biraderlerin dayısı Jackie Milburn’ün golleriyle büyümüştü. Bulduğu her köşede meşin yuvarlağa temas eden futbola aşık genç, ufaktan elektrik tesisatçısının yanında takılırken gollerine devam ediyordu.
Fulham’ın hocası Bill Dodgin’in evine kadar gelmesi futbolculuk kariyerinin merkezini şekillendirmişti. Middlesbrough’ya 'Hayır' diyen Bobby, Londra yollarını arşınlıyordu, babasının elektrikçi olması konusundaki ısrarlarına rağmen. Devir eskiydi, öyle futbolcular hanlar hamamlar kazanmıyordu. Geleceği olabilir miydi?

1950’de İbrahim Altınsay’dan kelli Türkiye’de bayağı bir sempatizanı olan Fulham’ın Sheffield Wednesday ile oynadığı maçla futbola resmen merhaba diyen Robson, altı sezon boyunca Londra ekibinde dikkat çekiyordu. Takımın şampiyonluk şansı olmasa da, attığı gollerle ismini ezberletiyordu. 1956’da West Bromwich Albion tarihinin en pahalı transferi oluyor, etiket fiyatında 25 bin sterlin yazıyordu.
WBA sayesinde önce İngiltere Millî Takımı’na yükselen Robson, sonradan kulübün kaptanlık pazubandını takmıştı. Ne zamanki kulübün yöneticileriyle maaşı konusunda papaz oldu, yine Fulham’ın yolunu tuttu. O zamanlar olan alınacak ücrete dair kurallar bu transferi zorunlu hale getirmişti. Doğan ikinci çocuğu nedeniyle daha fazla para isteyen forvet, Fulham’da maaşını ikiye katlamıştı. Hiçbir şey kazanmadığı futbolculuk kariyerinde 20 defa milli olurken dört gole imza atmıştı.
O artık hoca
Hem oyuncu hem teknik direktör olmaya gittiği Yeni Dünya’da futbol topuna vurmaktan 1968’de vazgeçen Robson, aynı yıl futbolculuğunu geçirdiği Fulham’da göreve başladı. Takımı küme düşürdü. Birkaç ay sonra da Evening Standard’ı aldığında kovulduğunu öğrendi. Yönetim sağolsun, haber vermeyi unutmuştu!
Ertesi yıl imza attığı Ipswich’te markalaşan Robson, takımın çıtasını yükseltmişti. Görev yaptığı 13 yıl boyunca dışarıdan sadece 14 oyuncu getirmiş, mıntıkanın yetiştirdiklerinden adeta bir armada yaratmıştı. İlk altının altına düştükleri tek sezonda da Arsenal’e nanik yapılıp Federasyon Kupası kazanılmıştı. 1981’de bıyıklı futbolcular ekolünün unutulmazlarından John Wark’ın toplam 14 golüyle UEFA Kupası’na uzanan Ipswich’te yıllar sonra stadın oraya heykeli dikilen Robson, ertesi yıl İngiltere’nin başına geçmişti.

8-0 hatırası
1982 Dünya Kupası hüsranın iki gün sonrasıydı. Ron Greenwood’un yerine oturan Robson’ın ilk icraatı da pek olaylı olmuştu. Takımın dokunulmazlarından Kevin Keegan’ı Danimarka maçında görev vermiyordu. Her ne kadar iyi sonuçlara imza atsa da, 1984 Avrupa Futbol Şampiyonası bileti kapılamayınca, cebindeki istifa mektubunu uzattığı Federasyon Başkanı Bert Millichip ‘Hayır’ diyordu. İşte bu hayır, İngiltere’de olmasa da, Türkiye tarihinde çok derin yaralara sebep oluyordu!
14 Kasım 1984. Yer İstanbul İnönü Stadı. Rakip İngiltere. 1986 Dünya Kupası elemelerinde oynanan bu maçta tam sekiz gol yiyen Türkiye, orta çaplı bir depremle sallanmış, kaledeki Yaşar’ın lakabı kova kalmıştı. Rövanşta Wembley’e ilk kez ayak basacak Türk futbolcu kim olacak yarışını kazanan Abdülkerim Durmaz’ın yıldızlaştırdığı Lineker’in üç golüyle maçı 5-0 kazanan İngiltere, ter idmanı yapmıştı.
Meksika’daki Dünya Kupası gelindiğinde İngiltere gruptan rahat çıkmış, ancak Tanrı’nın eline teslim olmuştu. Maradona’nın 6 İngilizi inci misali ipe dizdiği maçta kullandığı eline en çok bozulan da hep Robson olmuştu. “Tanrı’nın eli değildi. Tanrı’nın bununla hiçbir alakası yok” diyecek olan teknik adam için Arjantinli futbol ilahı o hareketiyle bitmişti.
Yine 8-0 hatırası!
1988 Avrupa Futbol Şampiyonası elemelerinde yine sevgililer buluşmuştu. İzmir’de ay-yıldızlılar şanlı bir beraberliğe imza atmış, herkesin aklına Wembley’deki rövanş ne olur sorusu takılmıştı. Robson idmanı basına kapatınca, ülkede esen bayram havası daha maçın ilk dakikasında kâbusa dönecek, sonunda uygulanan sekizlik tarifeyle karabasan sona erecekti. Kaleyi Fatih Uraz’a teslim eden Mustafa Denizli, Fatih ile Yaşar’ın yedikleriyle içtiklerinin ayrı gitmemesine neden olmuştu.
Şampiyonaya gelince… EURO 1988’de gruptan çıkamayan İngiltere’de tepkiler çığ gibi büyümüştü. Suudi Arabiastan ile berabere kalınmasının ardından basın, bu sefer Allah’ın adını işe karıştırmıştı: “In the name of Allah, go!” Gönüllerde yatan arslan Brian Clough, yüreklerden çıkamıyor zira başkan Millichip, Robson’ı bırakmıyordu. İşte bu hareket spagetti diyarında düzenlenen Dünya Kupası’nda meyvesini verecekti.
Türkiye’de büyük sempati toplayan o dönemin Kamerun’unu çeyrek finalde Platt ile geçen İngiltere, bir anda yarı finaldeydi. Her şey iyi gitti, ta ki son penaltı atışlarına kadar. Pearce kaçırdı, Gascoigne ağladı, futbolun beşiği yine başarıya aç kaldı. Turnuva öncesi sözleşmesini yenilemeyeceğini açıklayan Robson’ın bir sonraki durağı Hollanda idi.
PSV Eindhoven’da iki şampiyonluk kazanan futbol şövalyesi, Avrupa’da beklenen başarılara imza atamayınca kibarca yollanmıştı Hollanda’dan. Gol makinesi Romario ile defalarca papaz olan Robson, Brezilyalıyı sadece sahada samba yapmaya bir türlü ikna edememişti. İlk defa kendisinin peşine Hollanda’da düşen kanser illeti, zaferini yıllar sonra ilan edecekti...

Portekiz'deki tercüman çocuk: Jose!
1992 yazında Lizbon’da idi kurt hoca. Yanında tercümanlığını yaptırdığı bir delikanlı vardı ki yıllar içinde büyüyecek kulağı geçecekti. Zaman zaman boynuzunu göstermekten hiçbir zaman sakınmayan ve bu alışkanlığıyla bile kimi gönüllerde taht sahibi olan Jose Mourinho’yu bizlere armağan eden Robson’ın bilgisi dışında alınan futbolcular sabırları taşırıyordu. Kulübün başkanı Jose Sousa Cintra, İngiliz futbol adamının biletini kesebilmek için tetikte bekliyordu. 15 yıl sonra ligin tepesine yerleşen takımın UEFA Kupası’nda Salzburg Casinosu’nda batması üzerine kovulan Robson’ın bir sonraki durağı Porto oldu. Portekiz Kupası’nda ciğerlerini bildiği öğrencilerine gününü gösteren Robson, Cintra’dan intikamını almıştı. 10 bin kişiye oynayan Porto’ya değen sihirli değneği sayesinde şampiyonluklar kazanılırken, Mourinho da sonradan ilahlaşacağı Porto topraklarında çevirmen olarak adım atmıştı. Bu arada bu sefer cildinden onu devirmeye çalışan kanser, yine hüsrana uğrayacaktı.
Barcelona'da yıldızlaştı
1996’da Barcelona’dan gelen bir telefon üzerine yeni adresi ortaya çıktı. Hakkında şüphesiz dünyanın en iyilerinden biri diyecek genç Brezilyalı yıldız Ronaldo’nun takıma gelişiyle Katalan diyarının estetik anlayışı değişecek, Robson ise "Avrupa’da yılın hocası" seçilecekti. Müzeye kazandırdığı İspanya Kupası, İspanya Süper Kupası ve Kupa Galipleri Kupası, bu seçimin esbab-ı mucibesiydi.
Ajax’ı tekrar yıllar sonra müseccel marka haline getiren Louis van Gaal’in teknik direktörlük koltuğuna oturulmasıyla idarî göreve getirilen Sir, Hollandalı teknik adamın ülkesinden gelen teklife 'Hayır' dememişti. PSV’yi bu sefer üçüncü yapan hoca, Şampiyonlar Ligi vizesi kazandırdıktan sonra çocukluk aşkına transfer olmuştu. Newcastle United ile başta tutuk bir görüntü çizen efsane, kısa sürede takımı toparlıyor, ligi ilk beş sırada bitiren bir Newcastle ortaya çıkıyordu. Hâliyle de siyah-beyaz camia Avrupa’da oynuyordu.
Kanser kapıyı kaç kere çalar?
30 Ağustos 2004’te Premier Lig’e kötü başlangıcın faturası ona kesiliyorsa da taraftar Sir’e sahip çıkıyordu. Ertesi yıl otobiyografisini aradan çıkaran Robson, beynindeki tümör nedeniyle ameliyat masasına yatıyor, yine illeti deviriyordu.
Bir süre İrlanda Milli Takımı’na danışmanlık yaptıktan sonra futbola veda eden Robson, geçen yılki Federasyon Kupası’nı defalarca sahne aldığı Wembley’de Portsmouth’un kaptanı Sol Campbell’a vermişti. Hayatının son günlerinde bile bütün gücüyle kansere karşı savaş yürütmek amacıyla bir vakıf kuran Bobby Robson asla unutulmayacak. Gerek sahada gerek hayatta verdiği savaş, emin olun birçok kitaba konu olacak.
Ali Murat Hamarat, Goal.com

1933 yılının bir Şubat günü Sacriston’da doğan küçük Bobby’nin kaderi, daha o yaşta çizilmişti. Maden işçisi olan babasının Newcastle United maçlarına taşıdığı çocuk, Len Shackleton ve Charlton biraderlerin dayısı Jackie Milburn’ün golleriyle büyümüştü. Bulduğu her köşede meşin yuvarlağa temas eden futbola aşık genç, ufaktan elektrik tesisatçısının yanında takılırken gollerine devam ediyordu.
Fulham’ın hocası Bill Dodgin’in evine kadar gelmesi futbolculuk kariyerinin merkezini şekillendirmişti. Middlesbrough’ya 'Hayır' diyen Bobby, Londra yollarını arşınlıyordu, babasının elektrikçi olması konusundaki ısrarlarına rağmen. Devir eskiydi, öyle futbolcular hanlar hamamlar kazanmıyordu. Geleceği olabilir miydi?

1950’de İbrahim Altınsay’dan kelli Türkiye’de bayağı bir sempatizanı olan Fulham’ın Sheffield Wednesday ile oynadığı maçla futbola resmen merhaba diyen Robson, altı sezon boyunca Londra ekibinde dikkat çekiyordu. Takımın şampiyonluk şansı olmasa da, attığı gollerle ismini ezberletiyordu. 1956’da West Bromwich Albion tarihinin en pahalı transferi oluyor, etiket fiyatında 25 bin sterlin yazıyordu.
WBA sayesinde önce İngiltere Millî Takımı’na yükselen Robson, sonradan kulübün kaptanlık pazubandını takmıştı. Ne zamanki kulübün yöneticileriyle maaşı konusunda papaz oldu, yine Fulham’ın yolunu tuttu. O zamanlar olan alınacak ücrete dair kurallar bu transferi zorunlu hale getirmişti. Doğan ikinci çocuğu nedeniyle daha fazla para isteyen forvet, Fulham’da maaşını ikiye katlamıştı. Hiçbir şey kazanmadığı futbolculuk kariyerinde 20 defa milli olurken dört gole imza atmıştı.
O artık hoca
Hem oyuncu hem teknik direktör olmaya gittiği Yeni Dünya’da futbol topuna vurmaktan 1968’de vazgeçen Robson, aynı yıl futbolculuğunu geçirdiği Fulham’da göreve başladı. Takımı küme düşürdü. Birkaç ay sonra da Evening Standard’ı aldığında kovulduğunu öğrendi. Yönetim sağolsun, haber vermeyi unutmuştu!
Ertesi yıl imza attığı Ipswich’te markalaşan Robson, takımın çıtasını yükseltmişti. Görev yaptığı 13 yıl boyunca dışarıdan sadece 14 oyuncu getirmiş, mıntıkanın yetiştirdiklerinden adeta bir armada yaratmıştı. İlk altının altına düştükleri tek sezonda da Arsenal’e nanik yapılıp Federasyon Kupası kazanılmıştı. 1981’de bıyıklı futbolcular ekolünün unutulmazlarından John Wark’ın toplam 14 golüyle UEFA Kupası’na uzanan Ipswich’te yıllar sonra stadın oraya heykeli dikilen Robson, ertesi yıl İngiltere’nin başına geçmişti.

8-0 hatırası
1982 Dünya Kupası hüsranın iki gün sonrasıydı. Ron Greenwood’un yerine oturan Robson’ın ilk icraatı da pek olaylı olmuştu. Takımın dokunulmazlarından Kevin Keegan’ı Danimarka maçında görev vermiyordu. Her ne kadar iyi sonuçlara imza atsa da, 1984 Avrupa Futbol Şampiyonası bileti kapılamayınca, cebindeki istifa mektubunu uzattığı Federasyon Başkanı Bert Millichip ‘Hayır’ diyordu. İşte bu hayır, İngiltere’de olmasa da, Türkiye tarihinde çok derin yaralara sebep oluyordu!
14 Kasım 1984. Yer İstanbul İnönü Stadı. Rakip İngiltere. 1986 Dünya Kupası elemelerinde oynanan bu maçta tam sekiz gol yiyen Türkiye, orta çaplı bir depremle sallanmış, kaledeki Yaşar’ın lakabı kova kalmıştı. Rövanşta Wembley’e ilk kez ayak basacak Türk futbolcu kim olacak yarışını kazanan Abdülkerim Durmaz’ın yıldızlaştırdığı Lineker’in üç golüyle maçı 5-0 kazanan İngiltere, ter idmanı yapmıştı.
Meksika’daki Dünya Kupası gelindiğinde İngiltere gruptan rahat çıkmış, ancak Tanrı’nın eline teslim olmuştu. Maradona’nın 6 İngilizi inci misali ipe dizdiği maçta kullandığı eline en çok bozulan da hep Robson olmuştu. “Tanrı’nın eli değildi. Tanrı’nın bununla hiçbir alakası yok” diyecek olan teknik adam için Arjantinli futbol ilahı o hareketiyle bitmişti.
Yine 8-0 hatırası!
1988 Avrupa Futbol Şampiyonası elemelerinde yine sevgililer buluşmuştu. İzmir’de ay-yıldızlılar şanlı bir beraberliğe imza atmış, herkesin aklına Wembley’deki rövanş ne olur sorusu takılmıştı. Robson idmanı basına kapatınca, ülkede esen bayram havası daha maçın ilk dakikasında kâbusa dönecek, sonunda uygulanan sekizlik tarifeyle karabasan sona erecekti. Kaleyi Fatih Uraz’a teslim eden Mustafa Denizli, Fatih ile Yaşar’ın yedikleriyle içtiklerinin ayrı gitmemesine neden olmuştu.
Şampiyonaya gelince… EURO 1988’de gruptan çıkamayan İngiltere’de tepkiler çığ gibi büyümüştü. Suudi Arabiastan ile berabere kalınmasının ardından basın, bu sefer Allah’ın adını işe karıştırmıştı: “In the name of Allah, go!” Gönüllerde yatan arslan Brian Clough, yüreklerden çıkamıyor zira başkan Millichip, Robson’ı bırakmıyordu. İşte bu hareket spagetti diyarında düzenlenen Dünya Kupası’nda meyvesini verecekti.
Türkiye’de büyük sempati toplayan o dönemin Kamerun’unu çeyrek finalde Platt ile geçen İngiltere, bir anda yarı finaldeydi. Her şey iyi gitti, ta ki son penaltı atışlarına kadar. Pearce kaçırdı, Gascoigne ağladı, futbolun beşiği yine başarıya aç kaldı. Turnuva öncesi sözleşmesini yenilemeyeceğini açıklayan Robson’ın bir sonraki durağı Hollanda idi.
PSV Eindhoven’da iki şampiyonluk kazanan futbol şövalyesi, Avrupa’da beklenen başarılara imza atamayınca kibarca yollanmıştı Hollanda’dan. Gol makinesi Romario ile defalarca papaz olan Robson, Brezilyalıyı sadece sahada samba yapmaya bir türlü ikna edememişti. İlk defa kendisinin peşine Hollanda’da düşen kanser illeti, zaferini yıllar sonra ilan edecekti...

Portekiz'deki tercüman çocuk: Jose!
1992 yazında Lizbon’da idi kurt hoca. Yanında tercümanlığını yaptırdığı bir delikanlı vardı ki yıllar içinde büyüyecek kulağı geçecekti. Zaman zaman boynuzunu göstermekten hiçbir zaman sakınmayan ve bu alışkanlığıyla bile kimi gönüllerde taht sahibi olan Jose Mourinho’yu bizlere armağan eden Robson’ın bilgisi dışında alınan futbolcular sabırları taşırıyordu. Kulübün başkanı Jose Sousa Cintra, İngiliz futbol adamının biletini kesebilmek için tetikte bekliyordu. 15 yıl sonra ligin tepesine yerleşen takımın UEFA Kupası’nda Salzburg Casinosu’nda batması üzerine kovulan Robson’ın bir sonraki durağı Porto oldu. Portekiz Kupası’nda ciğerlerini bildiği öğrencilerine gününü gösteren Robson, Cintra’dan intikamını almıştı. 10 bin kişiye oynayan Porto’ya değen sihirli değneği sayesinde şampiyonluklar kazanılırken, Mourinho da sonradan ilahlaşacağı Porto topraklarında çevirmen olarak adım atmıştı. Bu arada bu sefer cildinden onu devirmeye çalışan kanser, yine hüsrana uğrayacaktı.
Barcelona'da yıldızlaştı
1996’da Barcelona’dan gelen bir telefon üzerine yeni adresi ortaya çıktı. Hakkında şüphesiz dünyanın en iyilerinden biri diyecek genç Brezilyalı yıldız Ronaldo’nun takıma gelişiyle Katalan diyarının estetik anlayışı değişecek, Robson ise "Avrupa’da yılın hocası" seçilecekti. Müzeye kazandırdığı İspanya Kupası, İspanya Süper Kupası ve Kupa Galipleri Kupası, bu seçimin esbab-ı mucibesiydi.
Ajax’ı tekrar yıllar sonra müseccel marka haline getiren Louis van Gaal’in teknik direktörlük koltuğuna oturulmasıyla idarî göreve getirilen Sir, Hollandalı teknik adamın ülkesinden gelen teklife 'Hayır' dememişti. PSV’yi bu sefer üçüncü yapan hoca, Şampiyonlar Ligi vizesi kazandırdıktan sonra çocukluk aşkına transfer olmuştu. Newcastle United ile başta tutuk bir görüntü çizen efsane, kısa sürede takımı toparlıyor, ligi ilk beş sırada bitiren bir Newcastle ortaya çıkıyordu. Hâliyle de siyah-beyaz camia Avrupa’da oynuyordu.
Kanser kapıyı kaç kere çalar?
30 Ağustos 2004’te Premier Lig’e kötü başlangıcın faturası ona kesiliyorsa da taraftar Sir’e sahip çıkıyordu. Ertesi yıl otobiyografisini aradan çıkaran Robson, beynindeki tümör nedeniyle ameliyat masasına yatıyor, yine illeti deviriyordu.
Bir süre İrlanda Milli Takımı’na danışmanlık yaptıktan sonra futbola veda eden Robson, geçen yılki Federasyon Kupası’nı defalarca sahne aldığı Wembley’de Portsmouth’un kaptanı Sol Campbell’a vermişti. Hayatının son günlerinde bile bütün gücüyle kansere karşı savaş yürütmek amacıyla bir vakıf kuran Bobby Robson asla unutulmayacak. Gerek sahada gerek hayatta verdiği savaş, emin olun birçok kitaba konu olacak.
Ali Murat Hamarat, Goal.com

Yorumlarınız için teşekkür ederiz!
Lütfen isim bilgilerinizi girin
Lütfen şehir bilgilerinizi girin
Lütfen yorumlarınızı paylaşın!
Goal.com Profil
- Kanattan kayan yıldız: Smicer
- Robert Enke kimdi?
- Javier Zanetti: Kaptanın ayak sesleri
- Buz gibi bir coğrafyanın sımsıcak topçusu: Henrik Larsson
- Hiç durma, hep taşın, hep oyna: Christian Vieri!
- Bir Futbol Mesihi: Jimmy Hogan
- Raymond Kopa ya da şampanyanın yazgısı
- Ailenizin kalecisi Oscar Cordoba
- Torres neden Liverpool'un efsanesi olacak?
- Livorno efsanesi: Cristiano Lucarelli
Reklam
En Çok Okunanlar
Reklam
Reklam
